20170307

beybim'e 2


cancazım.
senden önce güzelce geçtim.
sonra aynı güzellikte mi bilemeden vaçgeçtim.
bu adını hiç sevmediğim duyguların, herkesin peşinde koştuğu duyguların mı dersin ya da
bana hiç iyi gelmediğini üzülerek görüyorum
insan bu kadar kabuk bağlayabilirmiş ancak
o kabuğu o kadar kurcaladın ki, hakkını vermek istiyorum bu başarının
durmaksızın yenilendiğini bilmiyorduk sorun o ki

gözlerini övdüğüm cümlelerimin hala arkasındayım.
sislerini kovuşturamadığım bedeninin, o şehirde aynı ritimde yaşayacağının da farkındayım.

bu kadar metaforlu konuşmamı hiçbir zaman sevmedin.
oysa korkularımı gölgelememin tek yolu buydu.
duygularımın hakkını veremeden bitirdiğim, ya da bitirdiğimiz için
üzülüyorum.
bu beklenmedik bir şekilde alelade yüzdüğüm okyanusta, inci bulmak gibiydi.
o inciyi değerlerdiremedim belki ama,
hep saklayacağım bir köşede.
güzel yaşa beybim.


20170215

beybim'e


aşık oluyorum.
bunu şu an burda kendime itiraf ediyorum.
daha fazlası değil, daha azı değildi istediğim.
yine de onun tehlikeli olduğu gerçeğinin kabulunden de kaçamıyorum.
aynı anda kabul ettim, aşık olduğumu ve tehlikede olduğumu.
aşık oluyorum.
doğru kişi olmadığının kabulünde ise tereddütlerdeyim hala.
öyle ki, umutsuzum da bunun için.
sadece sözlükte aradığım o kelimeleri, onda bulmaya çalışmam korkutuyor beni.
ama yine de engelleyemiyorum.
keşfimde yanımda olduğu için, bu hazzı benimle beraber yaşadığı için.
aydınlığım için.
geride bıraktığım loş ışıklar için.
ve daha da fazlası, ne desem eksik kalacaklar için.
aşık oluyorum.

20170106

Benim'ler \ Kendimle Savaş



Şu içimdekileri anlatamıyordum, yok. Hangi zamir olursa olsun yapan bu eylemi, başarıyorlardı. Bu zamirler 3.tekil şahıs ekleri almıyordu. Benim geliyordu başlarına. Benim canım. Benim babam. Benim arkadaşım.
Benim'ler bana alelade şekilde zarar veriyordu. Versinlerdi, sorun o bile değildi artık.
Sorun tanınamamaktı, sorun anlaşılamamaktı, sorun başkaydı işte. Benimler farkına varıyordu bu sefer ben duygusal borçlanmaya giriyordum. Bu döngüden nefret ediyordum. Gitmek istiyordum. Gidemiyordum.
Bu duyguların geçici olduğunu, geçeceğini de biliyordum. Benim'lerdi. Bir kere benim olmuşlardı. Bu yüzden üzülüyordum.
Benim'ler karşısında yapabildiğim tek şey üzülmekti.
Bir dakika üzüldüğümü gösterip, uzun süre üzüldüğümü gizlemekti.
Vazgeçmemekti.
Gitmemekti.
Bu savaş değil de neydi?




20170101



20161231

Bu sene bu şarkı gibi değişik bir havada, heyecandan unutulan cümlelerle, etkileyici ve hep dinlenilmek istendiği gibi tekrar yaşama isteği bırakan bir sene olacaktı.

20161229

Yeni Keşke

İyi hissediyordu. İyi hissetmelerin dışında kafasında bir çin nüfusu kadar düşünce yürüyüp duruyordu. İşsizdi, güçsüzdü, ama umrunda değildi. Tek derdi almak istediği bereleri, anti aging kremleri, boyamak istediği saçları. Bu kadar. Bu kadar.
Mantıkçı bir insan olduğunu son bir yıl içinde farketmişti. İnsan kendini ancak tanımaya başlayabilirdi bu yaşlarda. Kesinlikle tanıyorum diyemezdi. Tanımaya başlıyordu ve vay, despot olmak yolunda mıyım yoksa demekten kendini alamamıştı. Kalbini daha az dinleyen, daha çabuk öfkelenen, fikirlerini kırıcı da olsa bas bas bağırarak anlatan kız.
Ama durun.
Kalbine kulak kesildiği bir konusu var şu anda.
Ama inanın ki hala o mantığın sesi o kadar yüksek ki, yazmasına bile engel oluyordu şu saniyelerde.
Sevdiği, çok sevdiği, kardeşi bildiği kişi için kalbini dinlemek istiyordu. Herkes birbirine karşı gururla epey karışık bir öfke içindeydi. Birbirini suçlamıştı herkes, herkesin bahaneleri vardı, sen suçluydun cümleleri vardı herkesin ve birisinin kalbini dinlemesi gerekiyordu.
Ben olayım dedi.
Bu gidenin zaman değil, klişe ama gerçek şekilde ömür olduğunu bilerek artık, ben olayım.
Ama ne yapsın bilmiyordu. Kendisinin bile gururu bu kadar düşük çeneyken, onu da tanıyordu. Onun bu adımını küçümseyeceğini, eğer küçümserse de çok kırılacağını biliyordu. Yani yine bencillik. Kırılmayayım diye yaklaşmamak.
Sonuçta yine bilemiyordu. Tek bildiği,
onca öfkeye, gurura ve inada rağmen,
çok sevdiğiydi. Nerden mi anlıyordu?
İşte bu şarkıyı dinlediğinde gözüne ağırlık verenden.



Eğer okuyorsa, keşke dinleyip de öyle okusaydı.
Bunu yazarken bile ağladığımı bilseydi.
Bazen dişlerimi fırçalarken bile ağlayıp ne kadar çirkinleştiğimi görseydi.
Yanlışlarımın farkında olduğumu bilseydi.
Keşke öfkesini bi kenara bırakabilseydi. 
Ona ipek şal borcum olduğunu unutmasaydı.
Ona ilk sigarasını ben uzattığım için pişman olduğumu bilseydi.
Daha çok yaşanacak yıllarımız olduğunu görseydi.
Keşke.


20161125


İnsanlara güvenmenin sonu yok.
Dedi.
İnsanlara güvenmek istemese de bu oluyordu. Çünkü karşındaki, o, bu, ya da şu; ne sıfatla olursa olsun, aslında insanın kendisiydi bir yerde. Kendine güvenmek istediği için ona güvenirdi. Kendini sevmek istediği için bunu severdi. Bu yüzden her ne olursa olsun, insan kendisinden vazgeçemezdi.

20161111

Lütfen

İnsan inanamıyor. İnsan insana kesinlikle inanamıyor ve güvenemiyorken, bu hayat bu kadar güvensiz bir yerse eğer dedi içinden, ne işimiz vardı? Böyle yaşanamazdı. Böyle nasıl yaşıyorlardı herşey muallaktayken? Böyle nasıl yaşıyorlardı birbirine ihanetler içinde ve birbirinden habersizken? İnsan kendini mi arıyor bu hayatta yoksa yarım kalan yanını mı? Bu kadar soruyla nasıl başa çıkacağını bilemiyordu. Sürekli sorulan bu soruları kim cevaplayacaktı? Hayat mı? Kesinlikle hayırdı. O vefasızdı, güvensizdi, kimi mutlu edebildi gerçekten? Tek işi sınavdı değil mi? O yüzdendi tüm sorular.
Bazen hiçbir sınavın olmadığı ve kafasındaki soruları duymadığı yerler keşfederdi. Orada durup nefesini tutup beklerdi sadece. Orayı kucağına basmak isterdi. Bu et yığını bedene yüklenen anlamlara inat, o yeri, işte o çimeni, o ağacı, toprağı basmak isterdi bağrına. Almak isterdi kucağına. Alıp götürmek isterdi.
Alamadı.
Götüremedi.
Gitti.
Şu gönlünü oyalan his neydi, kime aitti? Keşke bilebilseydi, o zaman soracaktı ya da teslim olacaktı. Birşeyler yapacaktı. Bu sonsuz çelişkiler ve bilinmezliğin ağırlığı altında eziliyordu. Sevildiğini söyleseler de inanmıyordu. Sevilmeyi bilirdi, sevilmek böyle olamazdı. Kahretsin saçımı seviyorsun, tenimi, ellerimi seviyorsun sadece dedi. Sevgiyi aramakla mı ömrün geçecekti, sorulara cevap aramakla mı, neden mecnunla yarışır gibisin aramak konusunda? Bu yazıda bile kaç sorun var?
Lütfen ruhunu görsün birileri.
Lütfen şiir bilsin yalnız dilleri.
Lütfen ekmeği uzatsın o sıcak elleri.

20160729

Mutsuzum çok hastayım güldür beni doktor

Sürekli değişen bir ruh haline hepimizin sahip olduğunu biliyordu. Ama bu değişimler saat başı oluyorsa, içinden - büyük sıkıntı dedi. Yoruluyordu sürekli yoruluyordu, bitmiyordu. Güzel şeyler olmuyordu. Galiba olsa da mutlu olamıyordu. Saçındaki beyazlara bakmak için uzandığı aynada, demek büyüyünce küçük şeylerle mutlu olamamak böyle bişey, dedi. O kadar sıkılıyor ve ruhsuzlaşıyordu ki düzelmesi için küçük mutluluklar yetmiyordu. Büyük mutluluk da nasıl olur bilmiyordu zaten. Sevdiği adam desen, kalbini bi yokladı. Var mı dedi şş, ses ver var mı içerde biri. Sadece lup duk lup duk. Atıyordu işte. Napsındı, sahibi depresyona ha girdi ha girecek, bi de o darlamak istememişti. Velhasıl; Mirkelam'ın şarkı sözlerine dönüşen bir hayat düşünün: Kahpe kader! Sen bana ne zaman güleceksin? Ah bir joker bu ele ne zaman vereceksin? Kalbe keder halimi ne zaman göreceksin?

20160722

gidebilsem

Bu sene güzel şeyler olabilir senesiydi. Bu sene güzel dileklerin sadece dilendiği değil, olması için çok çalışıldığı ve ucundan hafif de olsa yakalandığı bir seneydi. Bu -di li geçmiş zaman eki umarım sadece bu satırlarda kalır.
Ülkede yaşananlara mı üzüleyim, alan sınavının bir ay ertelenmesine mi, yoksa sınav iptal olabilir zırvalıklarına mı kestiremiyorum. Bütün stresi aynı anda yaşamak çok değişik ve anlatılamıyor. Anlatılsa da anlaşılamıyordu zaten. Otokontrolüm böyle şeylerde kırılgan, duyduğumdan etkilendiğim okuduğumu kırk saat düşündüğüm bi süreçteyim. Ve tabi ki yalnızım. Kimsenin kimsesi olamadığım bi sene çünkü bu sene de. İnsan tüm zorlukları tek başına atlatıyor da, sevincini neden paylaşmak zorunda? Çünkü insan da bi yerde paylaşmak istiyor ama ben istememek taraftarıyım. Böylece yabanileşme kıvamına doğru yol aldığımın da farkındayım.
Düşünmediğim ya da hissetmediğim şeyleri hissediyor zannedilmekten, üzülmüyorken üzülüyor zannedilmekten de yorgunum. İnsanlar beni nasıl görmek isterse öyle görmeye devam ediyor. Açıklamalarımı bile dinlemeyen bi çevrem, kendi kalıbına beni sokan insanlara sahibim. Buna da şükür demeli miyim? Demek istemiyorum.
Galiba benim gerçekten tek istediğim mesleğimi yapabilmek ama bu şehirde değil. Yeni bi hayat kurabilmek. Uzaklaşabilmek. Hem de en sevdiğim insanlardan bile uzaklaşabilmek.