Bazen hiçbir sınavın olmadığı ve kafasındaki soruları duymadığı yerler keşfederdi. Orada durup nefesini tutup beklerdi sadece. Orayı kucağına basmak isterdi. Bu et yığını bedene yüklenen anlamlara inat, o yeri, işte o çimeni, o ağacı, toprağı basmak isterdi bağrına. Almak isterdi kucağına. Alıp götürmek isterdi.
Alamadı.
Götüremedi.
Gitti.
Şu gönlünü oyalan his neydi, kime aitti? Keşke bilebilseydi, o zaman soracaktı ya da teslim olacaktı. Birşeyler yapacaktı. Bu sonsuz çelişkiler ve bilinmezliğin ağırlığı altında eziliyordu. Sevildiğini söyleseler de inanmıyordu. Sevilmeyi bilirdi, sevilmek böyle olamazdı. Kahretsin saçımı seviyorsun, tenimi, ellerimi seviyorsun sadece dedi. Sevgiyi aramakla mı ömrün geçecekti, sorulara cevap aramakla mı, neden mecnunla yarışır gibisin aramak konusunda? Bu yazıda bile kaç sorun var?
Lütfen ruhunu görsün birileri.
Lütfen şiir bilsin yalnız dilleri.
Lütfen ekmeği uzatsın o sıcak elleri.