Mantıkçı bir insan olduğunu son bir yıl içinde farketmişti. İnsan kendini ancak tanımaya başlayabilirdi bu yaşlarda. Kesinlikle tanıyorum diyemezdi. Tanımaya başlıyordu ve vay, despot olmak yolunda mıyım yoksa demekten kendini alamamıştı. Kalbini daha az dinleyen, daha çabuk öfkelenen, fikirlerini kırıcı da olsa bas bas bağırarak anlatan kız.
Ama durun.
Kalbine kulak kesildiği bir konusu var şu anda.
Ama inanın ki hala o mantığın sesi o kadar yüksek ki, yazmasına bile engel oluyordu şu saniyelerde.
Sevdiği, çok sevdiği, kardeşi bildiği kişi için kalbini dinlemek istiyordu. Herkes birbirine karşı gururla epey karışık bir öfke içindeydi. Birbirini suçlamıştı herkes, herkesin bahaneleri vardı, sen suçluydun cümleleri vardı herkesin ve birisinin kalbini dinlemesi gerekiyordu.
Ben olayım dedi.
Bu gidenin zaman değil, klişe ama gerçek şekilde ömür olduğunu bilerek artık, ben olayım.
Ama ne yapsın bilmiyordu. Kendisinin bile gururu bu kadar düşük çeneyken, onu da tanıyordu. Onun bu adımını küçümseyeceğini, eğer küçümserse de çok kırılacağını biliyordu. Yani yine bencillik. Kırılmayayım diye yaklaşmamak.
Sonuçta yine bilemiyordu. Tek bildiği,
onca öfkeye, gurura ve inada rağmen,
çok sevdiğiydi. Nerden mi anlıyordu?
İşte bu şarkıyı dinlediğinde gözüne ağırlık verenden.
Eğer okuyorsa, keşke dinleyip de öyle okusaydı.
Bunu yazarken bile ağladığımı bilseydi.
Bazen dişlerimi fırçalarken bile ağlayıp ne kadar çirkinleştiğimi görseydi.
Yanlışlarımın farkında olduğumu bilseydi.
Keşke öfkesini bi kenara bırakabilseydi.
Ona ipek şal borcum olduğunu unutmasaydı.
Ona ilk sigarasını ben uzattığım için pişman olduğumu bilseydi.
Daha çok yaşanacak yıllarımız olduğunu görseydi.
Keşke.