20151022

Başlamayan ve bitmeyen

Doğum günüydü kızın. En güzel yaşına girdiği en kötü doğum günü. Pastasına mum bile diktirmedi. Sürekli tesbih çekmekten alışkanlık edinmiş olsa gerek, ki aslında şimdi iyi geldi nesi kötü ki, bismillah dedi de indirdi bıçağı pastaya. Ne olmuştu bu kıza? Neden önemsememişti bu günü? Kendini mi kandırıyordu yine, bilmiyordu. Ahududuya bulanmış kremayla bir öküz ağırlığı işte tam boğazında. Güzelmiş dedi babasına.
Yaşı büyük olmasa da, söylemeyi sevmezdi. Sorulursa, hep bir iki yaş eksik söyleme ihtiyacı hissederdi. Bu yaş problemlerini küçükken çok severdi halbuki. Çocuk annenin yaşının yirmi eksiğiydi. Babanın yaşı çocuğun yaşının iki katından biraz eksik. Kızsa bugün olsa olsa on iki yaşına girebilirdi ancak. İçi formüllerle, bilimle, şiirle dolu olan, öğretmeyi meslek edinmiş bu kız, neden on iki yaşına girdi şimdi?
Çünkü çift rakamları severdi. Hayatının hep çift rakamlı yaşlarını hatırladı. On üç, on beş ve on yediyi hiç hatırlamazdı. En net hatırladığı ise on sekizdi. On sekiz yaşı, ona bir çift göz hediye ettiği içindi belki.
Ekmek al dediler kıza. Ceketini giyip çıktı. Tam ona göreydi zaten hava. Doğum günü havası mı dedi içinden. O zaman derin bir nefes al, ve bir karar ver diye düşündü. Ya daha umursamaz ya da daha mücadeleci olabilir miydi? Bunları düşünürken bir teyzeye de iki ekmek uzattı. İki de çikolatalı süt aldı kendine. On iki yaş için uygun bir hediyeydi çikolatalı süt. Uzanıp aldığında mutlu olduğunu hissetti. Demek ki gerçekten on iki yaşına girmişti.
Neden hatırlamadı diye içinden geçiriyordu ama, kimi kastettiğini bilmiyordu. Kim neden hatırlamadı? Kalbi kırılmıştı ama kime? Saat yediye geliyordu. Şimdi kimseyi dinlemek istemiyordu. Galiba ekmek alırken vermişti kararını. Biraz daha kötü bir insan olmaya karar vermişti. Bunu yapmak kolay değildi. Yapacaktı ama. Ekmek alırken söz verdiği için yapacaktı hem de.
İnsanları sevip sevmemek arasında bocalıyordu hep. Makarna salçalı mı olsun salçasız mı kararsızlığı gibi birşeydi. Salçalı sevdiği halde, annesi sade sevdiği için sade yapmasını söylerdi. Sevdiği halde sevmemiş gibi yapacaktı şimdi de. Çünkü onun sevmediği bir Allah'ın kulu olmamıştı. Onu sevmeyenleri çok iyi bilirdi ama. Say deseler sayardı. Kimse saydırmadı.
Bir insan içindeki sevgiden rahatsız olur muydu? Kız artık oluyordu. Bitsin istiyordu ama öyle sevgi vardı ki kızda, kimle tanışsa herkese paylaştırırdı onu. Pasta dilimi gibi. Kimisine daha fazla kimisine biraz eksik. En büyük dilimi hep hazır bekletilmiş bir pasta. Aynı zamanda hiç ikram edilemeyecek olan dilim.
Doğum gününden geriye kalan kıza, ekmek, kakaolu süt ve hala ikram edilememiş büyük bir dilim pasta. İyi ki dedi herkesin mesajlarında olduğu gibi. İyi ki böylesin, iyi ki şöylesin demedi ama kendine. İyi ki hala içindeki büyük bir dilim pasta duruyor. Ama çikolatalı sütünle annen krep yapmış. Olsun dedi kız. Boğazındaki ahududulu pasta ve öküzü yutarak.